DÜNYANIN OYUN KURUCUSU TÜRKİYE | Bilal Saygılı Blog

DÜNYANIN OYUN KURUCUSU TÜRKİYE

KOSBİ Aktüel dergisi bu sayısında Sivil Toplum Kuruluşları Buluşmaları kapsamında Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) İzmir Şubesi Başkanı, aynı zamanda KOSBİ iştirakçilerinden Saygılı Rulman’ın Yönetim Kurulu Başkanı Bilal Saygılı ile sizleri bir araya getiriyor. Saygılı ile samimi bir ortamda MÜSİAD’ın kuruluşunu, İzmir Şubesi olarak faaliyetlerini, pandemi dönemi önlemlerini, İzmir ve Türkiye’nin ekonomisini konuştuk. Saygılı sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

Salgın sonrası yeniden şekillenecek dünyanın oyun kurucu ülkelerinden birinin Türkiye olacağını belirten Bilal Saygılı, “Pandemi döneminde faizler yüzde 7,5 seviyelerine indi. Doğru bir toparlama stratejisi güden, bilançolarını güncelleyen, dijital dünyasını besleyen şirketler 2020’nin ikinci yarısında 2021 yılında ciddi şekilde toparlanacak. Güçlenerek bölgesindeki ülkelerde ihracatı artıran bir sürece gireceklerdir” yorumunu yaptı. Saygılı, İzmir’in Osmanlı döneminden kalma alım-satım üzerine kurulu ticarî dünyasından özellikle son 30-40 yılda, güçlü bir sanayileşmeye doğru yol aldığının altını çizdi.

MÜSİAD’ın kuruluşu nasıl gerçekleşti, nasıl bir ihtiyaçtan doğdu, MÜSİAD’ın misyonu hakkında bilgi verir misiniz?

MÜSİAD, 1990 yılında bölgesinde, ekonomik ve siyasi alanda etkin, dünyada saygın bir Türkiye hayaliyle yola çıkan hassasiyet sahibi 12 iş insanı tarafından kurulmuştur. MÜSİAD, Anadolu sermayesinin hem yurtdışıyla tanışması hem de daha güçlü bir noktaya gelmesi için çalışan bir sivil toplum kuruluşudur. MÜSİAD, Türkiye’nin dört bir yanında özellikle 1990-95 yılları arasında, Erol Yarar’ın başkanlığında Anadolu’da ciddi bir şekilde yapılandı. 1992 yılında ise İzmir’de MÜSİAD şubesi kuruldu. O zaman ben, genç bir mühendistim. 1991 yılında yaşanılan Körfez Krizi’nden sonra, yeni mezun ve idealist biri olarak bu güzel yapının içerisinde yer aldım. Körfez Krizi ile Çekiç Güç’ün bölgeye yerleştiği, ticaretin durduğu bir dönemdi. Akabinde 1993’te Turgut Özal’ın vefatı, Eşref Bitlis’in şehit edilmesi, Uğur Mumcu’nun katledilmesi, Türkiye’de karanlık yılların başladığı acımasız günlerdi. 1994 yılında “5 Nisan Kararları” gündeme geldi. Bunların hepsini genç ve dinamik olduğum bir dönemde yaşamıştım. Anadolu’yu köy köy, kasaba kasaba dolaşırken ülkenin de kaotik bir dönemden geçtiğini de gözlemliyorduk. 2001 krizinden sonra çeklerini ödeyemeyen, batan ve bankaların iflas ettiği bir süreç yaşandı. MÜSİAD bu krizlerde hiç yılmadı. Anadolu’daki yapılanmasını güçlendirmek, yurtdışında şube açmak ve üye sayısını arttırmak için hiç durmadan çalışmalarını sürdürdü. 2001 krizinden sonra ülke yeni bir hükümet arayışına girdi.

2002’de AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte ekonomide düzelmeler olmaya başladı. 2013 yılına kadar Türkiye’nin güçlenerek ilerlediği yılları yaşadık. 2013 yılı bahar aylarında Gezi Parkı eylemlerinin başlamasıyla ilk günlerde sorun sadece ağaç olsa bile, sonrasında bir grubun seçilmiş meşru hükümete darbe yapma amacına dönüşmesi, 17/25 Aralık’ta FETÖ’nün polis ve yargı eliyle darbe girişimi, ekonominin gerilemesine neden oldu. 15 Temmuz 2016’da 251 şehidimizle birlikte bize çok ağır bir bedel ödetmeye çalıştılar. Ama halkın gücü ve devletimiz buna izin vermedi. Son yaşanılan darbe girişiminden sonra ülkemiz, kirlilikten arınmış ve havuzun içi yeniden temiz suyla doldurulmaya başlanmış şekilde yoluna devam etmektedir.

Abdurrahman Kaan Başkanımızın güçlü stratejileri ve uygulamalrı ile  bugün MÜSİAD, bir kesimin bir ideolojinin tarafı değil, güçlü ve bağımsız bir Türkiye’nin hedeflendiği, milli bir sanayinin amaçlandığı ekonomik bağımsızlığını ilan eden dinamik bir ülkenin varlığının meydana gelmesi için ortak aklın hakim olduğu bir dernektir. Bu süreçten sonra MÜSİAD’a çok önemli roller düşüyor. Ülkemizin güçlü olması ve bayrağımızın dalgalanması için kim mücadele ediyorsa MÜSİAD olarak bizim paydaşımızdır.

Güçlü ve bağımsız bir Türkiye’nin hedeflendiği, milli bir sanayinin amaçlandığı ekonomik bağımsızlığını ilan eden dinamik bir ülkenin varlığının meydana gelmesi için ortak aklın hakim olduğu

18 AYLIK YOĞUN ÇALIŞMA PROGRAMI

Kuruluşundan beri İzmir şubesi neler yaptı? Ayrıca sizin başkanlık döneminizde ne gibi faaliyetler yapıldı?

MÜSİAD İzmir Şubesi, 1992 yılında kuruldu. Kurucu başkanımız Ömer Cihat Akay ve sonra sırasıyla Hüseyin Kılınç, Mütteki Sezen, Mustafa Altınok, Abdurrahman Çabuk, İzzet Alagöz, Cemal Öztürk, tekrar Abdurrahman Çabuk, Ümit Ülkü ve akabinde şahsım başkan oldu. Her zaman MÜSİAD İzmir Şubesi’ne güzellik katmış abi ve kardeşlerimizle beraber bugünlere geldik. 26 Ocak 2019 tarihinde başkanlık görevini devraldığımız günden itibaren ihracata büyük önem veren bir başkan olmaya gayret ettim. Bu anlamda üretim yapan üyelerimiz için ihracat hamlesi başlattık. Bizim mottomuz “her MÜSİAD üyemiz en az 100 bin dolar ihracat yapabilmeli” oldu. Bunu herkes yapmalı diye hedef koyduk. Bu konuda ciddi çalışmalar yaptık, yurt dışı seyahatleri organize ettik. İlgililerle toplantılar düzenledik ve bunun da olumlu etkilerini gördük. Bu süreçte MÜSİAD İzmir dergimizi çıkarmaya başladık. 18 aylık başkanlık süreci dünyanın ve ülkemizin ekonomik durumu, pandemi gibi sıra dışı ve olağanüstü şartlar gereği o kadar yoğun geçti ki bana dört-beş senelik bir dönem gibi geldi. Siyasetin yoğun, ekonominin değişken olduğu bir dönem yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz. 2016 yılındaki FETÖ Hain darbe girişiminin getirmiş olduğu sıkıntılar, 2018 ekonomik dalgalanma, yurtdışından kaynaklanan kur oyunları ve pandemi sürecinden sonra bunların her biri çözüm bulmamız ve yeni çareler üretmemiz gereken bir dönem olduğunu düşünüyoruz.

Pandemi sürecini MÜSİAD olarak nasıl geçirdiniz?

Bu süreçte özellikle sıkıntıya düşmüş gerek MÜSİAD Üyelerimize gerekse de ihtiyaç sahibi herkese, aile içinde kalmak kaydıyla, yardım etmeyi amaç edindik. Üyelerimizin de olumlu düşünceleri ve katkılarıyla bu sınavı iyi geçirdiğimize inanıyorum. Yaşanılan süreçte sıkıntıları gidermeye çalışırken bunun yanında özellikle Pandemi Kurulu’nda düşüncelerimizi de sürece uygun ve İzmir’e faydalı olabilmesi için açıkladık. Bu çerçevede arka arkaya üç tane teklifte bulunduk. Arkadaşlarımızın ciddi çalışmaları neticesinde aktif yol aldık. Kurulumuzun içinde mühendisler, avukatlar, doktorlar vardı. Abdurrahman Kaan Başkanımızın nezaretinde Genel Merkezimizde kurulan MÜSİAD Korona Kriz Yönetim Merkezi’ne de bu düşüncelerimizi devamlı aktardık ve hazırlanan kanun ve kanuni düzenlemelere teklif verdik. Yoğun ve tempolu bir şekilde sahada olmamız, ilgili bakanlıklarca düşüncelerimizin dikkate alınmasına ve kabul görmesine neden oldu. Türkiye’nin normalleşme sürecinde yapılması gerekenlere küçük de olsa bir katkımız olduğunu düşünüyorum.

Üyelerimiz arasında yer alan avukatlar ile pandemi sürecinde özellikle baro düzenlemesi konusunda kanun teklifi çalışmaları yaparak hem genel merkeze hem de ilgili bakanlıklara raporumuzu gönderdik. Bunun haricinde sosyal sorumluluğumuz gereğince pandemi sürecinde İzmirlilere fayda sağlayan işlere imza attık. Mesela maskenin bulunmadığı, pandeminin ilk günlerinde 110 bin maske alarak, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’ne teslim ettik. Ramazan ayında ise 12 bin 500 aileye gıda yardımı yaptık. Biz Bize Yeteriz Türkiye’m kampanyasında MÜSİAD İzmir Şubesi olarak 3 milyon 200 bin liralık bağışta bulunduk. Suriyeli ailelere yönelik yardımlarımız oldu.

MÜSİAD İzmir olarak pandemi sürecinde yaptığımız araştırmalarda işçi çıkartan ya da üretimi durduran kimse olmadı. Devletten destek alan üyelerimiz oldu ama ekonomik hayattan kopan hiçbir üyemiz olmadı. Pandeminin başladığı ilk günden itibaren video konferans toplantılarını İzmir’de ilk başlatan dernek olduğumuzu da belirtmek isterim. Bu toplantılara disiplini hiç bozmadan devam ettik. Pandemi döneminin en kötü anında dahi birbirimize moral veren video konferanslar düzenledik. Üyelerimizin sorunlarına çözüm bulmak için İŞKUR, SGK İl Müdürlerimizi misafir ettik, üyelerle soru cevap yaparak karşılıklı çözümler ürettik, daha sonrasında Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)  Başkanımızı ağırladık. Yoğun bir tempoda toplantılar dizisi yaptık.

“KENDİNİ GÜNCELLEYEN FİRMALAR BÜYÜYECEK”

Özellikle pandemi süreci ve sonrasında ekonomiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Pandeminin getirmiş olduğu ekonomik gerileme aslında kayıp gibi gözükürken, fırsatları da beraberinde getirdi. Kendini güncelleyen ve geliştiren dünya düzeninde, Türkiye’nin pozisyon almasında ciddi bir hamle avantajı sağladığını düşünüyorum. Birçok firma bu süreçte yazılımlarını yeniledi. B2B, B2C gibi çalışmalarla sahada daha etkin çalışmalar yapıldığını gördük. Tabiri caizse birçok firma kendini yeniledi. Tüm dünyada köklü değişimlerin yaşanacağı yeni bir döneme girildi. Bu süreçte salgın sonrası yeniden şekillenecek dünyanın oyun kurucu ülkelerinden biri Türkiye olacaktır. Ekonomi otoritelerince ifade edilen 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana, aynı anda hem insan hayatını, hem de ekonomiyi böylesine tehdit eden küresel çaplı bir kriz yaşamadık. Covid-19 pandemisi, daha önce yaşanan birçok hadiseden farklı olarak, küresel düzende önemli dönüşümlere ve hatta kırılmalara sebebiyet verebilir, belki de kendini güncellemiş yeni bir sisteme kapı aralayabilir.

Öngörülmesi zor olan bir süreçten geçmekteyiz. Küresel dayanışmanın gittikçe zayıfladığını ve her ülkenin kendi problemleriyle baş başa kaldığını görüyoruz. Ancak gelişen ve kendini güncelleyen dünyanın oyun kurucusu Türkiye’nin, ‘adalet ve merhamet’ ekseninde uyguladığı iç ve dış politikalar ile diğer birçok ülkeden daha az zararla bu süreci atlatacağına inanıyoruz. Koronavirüs salgınının etkilerinin devam ettiği süreçte Türkiye, güçlü sağlık alt yapısının sunduğu avantajlarının yanı sıra, hem vatandaşlarına verdiği kapsamlı ekonomik ve sosyal destek paketleriyle, hem de dünyanın birçok ülkesine gönderdiği yardımlarla bu zorlu sınavı başarıyla geçti. Kendi medeniyet değerlerinden beslenen özgün bir duruş sergiledi.

Pandeminin ayrıca çok yoğun bir tempoda iş üreten ülkemize yeni bir yol haritası çıkarmada bir kapı araladığını da düşünüyorum. İki buçuk aylık bir daralmadan sonra ekonomimizin devletin de katkılarıyla hızla toparlanarak yılı az bir kayıpla kapayacağına inanıyorum. Bazen krizler kendi fırsatlarını da beraberinde getirirler. Mesela faiz oranları düştü. Şubat ayında yüzde 14-15 olan faizler, pandemi döneminde yüzde 7,5 oldu. Doğru bir toparlanma strateji yürüten, bilançolarını değerlendirerek güncelleyen ve dijital dünyasını besleyen şirketler 2020’nin ikinci yarısından sonra 2021 yılında ciddi şekilde toparlanarak güçlenen hatta bölgesindeki ülkelere ihracatı arttıran bir sürece gireceklerdir. Ticaretin içinde olan insanlarız, elbette ki tabloyu tozpembe gibi sunamayız ancak, Türkiye’nin dış borç stokunun yönetilebilir olduğunu düşünüyorum.

“İZMİR GÜÇLÜ SANAYİLEŞMEYE DOĞRU YOL ALIYOR”

İzmir’i ekonomik potansiyeli ve yönü hakkında ne söylersiniz?

İzmir’in Osmanlı döneminden kalma alım-satım üzerine kurulu ticarî dünyasından özellikle son 30-40 yılda, güçlü bir sanayileşme sürecine doğru yol aldığını görüyorum. Şu eleştiriyi doğru bulmuyorum, ‘İzmir’de sadece tatil var, Çeşme var’ mantığının İzmir’imiz hakkında yapılan bir dezenformasyon olduğunu düşünüyorum. İzmir’de artık üreten ikinci, üçüncü nesil var.

Son dönemde,  özellikle son 5 yılda donanımlı ve yetkin insanların, “beyaz yaka” diye tabir edilen üst düzey yöneticilerin İzmir’e yerleştiğini görüyorum. Bu da kentimizdeki önemli şirketlerin CEO, genel müdür bulma sıkıntısını ortadan kaldırıyor. İzmir ekonomisinin bu çerçevede dijital dünya ile uyumlu şekilde büyüdüğünü söyleyebilirim. Yazılım yatırımlarına da ayrı bir başlık açmak gerekiyor. Husûsiyetle, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü bünyesinde ciddi bir yazılım dünyası kuruldu. Birçok şirket orada silikon vadisi oluşturdular ve ar-ge çalışmaları için faaliyet göstermektedirler. Ege, Katip Çelebi, Dokuz Eylül, Ekonomi ve Yaşar Üniversitesi ile akademik anlamda da büyük bir destek söz konusu. Kent olarak bu konuda da büyük bir atılım yapıyoruz. İzmir çok yönlü bir gelişim gerçekleştiriyor; İzmir’in birçok imkanları var ve her yönüyle gelişmeye devam ediyor.

“KOSBİ, EGE BÖLGESİ'NİN ATARDAMARI”

KOSBİ’yi değerlendirir misiniz, burada olmaktan memnun musunuz?

KOSBİ, özellikle EBSO Başkanı Ender Yorgancılar’ın katkıları ve KOSBİ Başkanı sevgili ağabeyimiz Kamil Porsuk’un çalışmaları ve ekibinin gücü ile önemli bir atılım gerçekleştirdi. KOSBİ Müdürü Cüneyt Öztürk’ün de önemli katkıları ile pozitif bir yönetime sahip olduklarını görüyorum. İhtiyaçlarımızı gideren, problem çıkarmayan, problemi çözen bir duruşa şahit oluyorum. Bir yatırımcı geldiğinde ona arazi üretebilme anlamında ciddi çaba harcıyorlar, bu son derece yapıcı bir durum.

KOSBİ, İzmir’in ve Ege Bölgesi’nin en önemli atar damarı diyebiliriz. İzmir ekonomisinin sanayi kısmının yüzde 40’ı buradan geçer. İzmir-İstanbul otoyolu, lojistik köy, tren yolu ile önemi daha da artan, ivme kazanan bir hal aldı. Ancak büyüyen KOSBİ neticesinde artan istihdam sonrası bölgede çalışanların konut ihtiyacı hâsıl oluyor. Biz burada büyükşehir, ilçe belediyesi ve devletin kurumları ile hep beraber bir çalışmanın yapılması gerektiğine inanıyoruz. Bir parçanın çok yoğun çalışması, öbür parçanın hiç çalışmaması sonuç almayı engelliyor. Koordineli olarak hep beraber çalışarak bu konut sorununu da çözmemiz gerekiyor.

Gençler günümüzün konusu, özellikle Z kuşağı gündemde, gençlere ne söylemek istersiniz?

Ben memur bir ailenin çocuğuyum; annem ilkokul öğretmeni, babam hava astsubayı. Babamın maaşıyla kooperatif taksiti öderdik, annemin maaşıyla 5 kişilik ailenin geçimi sağlanırdı. Ancak belirteyim, o dönemde çift maaş ülkemizde iyi olarak kabul ediliyordu. O şartlarda devamlı ders çalıştım ve okumak tek hedefimdi. Hiç dershaneye gitmeden, özel okula gitmeden, kendim çalışarak İTÜ’yü kazanıp, derece ile bitirerek mühendis oldum.

Gençlere şunu tavsiye etmek isterim, bir şeyi başarmak hayatı başarmak anlamına gelmiyor. Süreklilik felsefesiyle çalışmaları gerekiyor. Bakın ben üniversite okurken babamdan bir kuruş para almadım. Üniversiteyi kazanınca babamdan aldığım harçlık ve yol parası ile sonrasında Marmara bölgesinde rulman alıp satarak hem geçimimi sağladım hem de okulumu okudum. Üniversite mezuniyetinden sonra Anadolu’da gezmediğim il ilçe kalmadı, nerede rulman satılıyor oralara gittim. 1990’lı yıllarda Kartal arabamla sahada köy köy, kasaba kasaba gezerek hem çalıştım hem de Anadolu insanının yapısını, bakış açısını öğrendim. Benim iç dünyamın zenginleşmesinin temel sebebi, babamın birçok yerde görev yapmasıdır. Bu da bana ciddi şekilde farklı kültürleri tanıma, onların dünyasını görme ve hayata çok yönlü bakmayı öğretti. Hong Kong’da üst düzey bir yöneticiyle plazanın 45. katında toplantı yaparken, öbür tarafta Kayseri’nin Ağırnas köyünde kireç damlı bir evde Fatma nineyle sohbet de edebilen bir insanım. Farklı kültürleri tanıma ve yaşama bana böyle birçok yönlülük kazandırdı.

Zorluklar insanı güçlendiriyor. Yeni neslin en büyük sıkıntısı özgüvenin aşırı olması, hayatla ilgili, kazanmakla ilgili bedel ödememeleri ve bunun da getirdiği rahatlık. Bunu da biz yaptık. Benim babamla olan ilişkim oğlumla olan ilişkimle aynı değil. Babamla derede serpme ile balık avlardık, şimdi oğlumla sinemaya gidiyorum. Ya da “AVM’ye gidelim bir kahve içelim”e döndü. 30 senede her şey değişti, değişmeye de devam ediyor. O sebeple gençlere tavsiyem, dönüşümü yakından izlerken, yeni düzene adapte olurken değerlerini kaybetmemeye özen göstersinler ve çalışmayı temel bir motto olarak benimsesinler. Çünkü dünya değişse de dijitalleşse de modernleşse de teknoloji de gelişse hepsinin temelinde çalışmak yatıyor. Bir de altını özellikle çizerek vereceğim diğer iki tavsiyem de zamanı iyi kullanmak ve tecrübelerden istifade etmek olacak. Kaybedilen zamanı kesinlikle geri getiremeyeceğinizi unutmamanızı ve parayla satın alınmayacak en önemli konunun da yaşanmış tecrübelerden faydalanmak olduğunu ifade etmek isterim.

Kaynak: KOSBİ Aktüel Dergisi, Eylül 2020