İZMİR GELECEK İÇİN KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRETİME ODAKLANMALI | Bilal Saygılı Blog

İZMİR GELECEK İÇİN KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRETİME ODAKLANMALI

Dünya 2020’de, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana küresel ölçekte en sert daralmayı yaşadı. COVİD-19 hayatımıza damgasını vurdu. Bu süreçte dijital dünyanın gittikçe önem kazandığı ve teknolojinin yükselerek belirleyici olduğu bir değişim, dönüşüm yaşıyoruz. Dünya sistemi 'sürdürülebilir kapitalizm' ile kendini güncelliyor.

Küresel tedarik zincirlerindeki eğilimler değişiyor, e-ticaret öne çıkıyor ve kendi kendine yeterli ekonomik yapıda bulunma önem kazanıyor. Türkiye ise tercihini insani olandan ve menfaatlerini korumaktan yana kullanarak artık merkez ülkelerden biri olma konumunda.

Yaşadığımız değişimin yerel ölçekte İzmir için anlamı da başka. Bugün Türkiye’nin üretimde ve ihracatta büyüme ivmesinde önemli yere sahip şehirlerin başında yer alan İzmir; ticari limanları, hava yolu, demiryolu ve karayolu ağı ile öne çıkıyor. Kent, sanayi, tarım ve hizmet sektörü başta olmak üzere birçok alanda Türkiye ekonomisinin kilit gücü durumunda.  Son 10 yılda İzmir’in GSYİH’si Türkiye ortalamasını aşarak, ortalama 1835 dolar üzerinde gerçekleşti. İzmir ekonomik büyümesini 2004’tenn bu yana artırarak, dış ticaret hacmini yükseltmeyi başardı. Uzun yıllar dış ticaret açığı verdikten sonra son iki yıldır dış ticaret fazlası veren İzmir, 2011’de yaklaşık 2,5 milyar dolar ile en yüksek dış ticaret açığını verirken, bu durumu 2019 yılındaki 2,7 milyar dolar fazla ile tersine çevirmeyi başardı.

İzmir’in üretim potansiyeli arttırmak üzere çalışmalar yapılması gerektiğini, güçlü sektörlerle birlikte katma değeri yüksek alanlarda üretime odaklanmaya ihtiyaç duyulduğunu gözlemliyoruz. MÜSİAD İzmir olarak biz de İzmir Kalkınma Ajansımız İZKA ile yürüttüğümüz ERP projesi ile nitelikli personel yetiştirerek İzmir sanayisinin gelişimine ve istihdama katkıda bulunuyoruz. Özellikle yerli ve milli imalat sanayiinde, lojistik alanında Türkiye’nin üretim üssü olmasına yönelik adımlar atılması, stratejik bir sektör haline gelen tarımın yeniden ele alınması ve yatırımcılara yönelik fırsatların iyileştirilmesi, inovasyon ve girişimciliğin desteklenmesi İzmir ekonomisini daha da büyütecektir. Bu anlamda başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere devletimiz önemli projelere imza atıyor. Son yıllarda en çok göç alan kentlerin başında gelen İzmir’in devletimizin yatırımları ile atağa kalktığına, kabuğunu kırdığına ve gelecekte önemini daha da arttıracağına inanıyoruz.

TÜRKİYE DÜNYANIN ÜRETİM VE TEDARİK ÜSSÜ OLABİLİR

Pandeminin dünyadaki değişim-dönüşümde büyük sonuçları olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte üretmeye, makro ve mikro bazlı senaryolar üzerinden hareket etmeye daha çok ihtiyacımız var. 2020 yılında küresel tedbirlerde sağlık sistemlerini korumak öncelikli oldu. Salgına karşı sert toplumsal ve ekonomik önlemler alındı. Pandeminin ekonomik çöküntüye yol açmaması için mali teşvikler ve parasal genişleme politikaları uygulandı. Bu süreçte küresel sermaye hareketlerinde değişimler yaşandığını ve güvenli liman arayışının öne çıktığını gözlemledik.

Diğer taraftan dünya enerjisinin %70’nin bulunduğu bir bölgedeyiz. Türkiye, kaynak ülkeler ile tüketici pazarlar arasında doğal bir köprü işlevi görüyor. Enerji güvenliğinin sağlanması noktasında önemli bir ülke olarak ön plana çıkıyor. Üç kıtanın ortasında bulunması ve üç tarafının denizlerle çevrili olması sayesinde Türkiye, birçok açıdan yabancı yatırımcılara önemli imkânlar sunuyor.

SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME

2020 yılında üretimimiz, salgının etkilerinin en yoğun yaşandığı dönemde yüzde 30'larda daralmışken, bugün yüzde 10’un üzerinde olumlu seyrediyor. 2020’nin üçüncü çeyreğinde %6,7 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi, bu dönemde G20 ülkeleri arasında en başarılı büyüme performansını sergileyen ülke oldu. Dünyanın gelişmiş ekonomilerinin daralma yaşadığı bu dönemde, Türkiye ekonomisinin beklentilerin çok üzerinde güçlü bir şekilde büyümesi, iş dünyasının kendi gücüne inanması ve 2021 yılına güvenle bakmasında oldukça önemli bir gelişme oldu.

Türkiye’nin büyüme performansının sürdürülebilir bir niteliğe kavuşabilmesi için önümüzde uzun bir yol bulunuyor. Bu nedenle yeni dönemde bugüne kadar üretim-ticaret-yatırım üçgeninde göstermiş olduğumuz çabayı daha da arttırmalıyız. Dünyanın üretim ve tedarik üssü olabiliriz. İhracata yönelik imalat üretimine mutlaka ağırlık vermemiz lazım. Bu bağlamda yerli ve milli kritik pozisyondaki bütün sektörlerimizin dış ticarete yönelik yeni bir strateji ile hareket etmesi önemli.

DÖNÜŞÜM İÇİN SANAYİMİZİ HAZIRLAMALIYIZ

Ülkemiz mevcut imalat potansiyeli, esnek üretim kapasitesi, ucuz iş gücü ve büyük piyasalara yakınlığı sayesinde büyük bir üretim üssü olabilir. Bu da bize COVİD-19 sonrası dönem için bir rekabet avantajı olacak. Söz konusu bu avantajı sahaya yansıtabilmemiz için uzun vadeli dönüşüm sürecine sanayimizi çok iyi hazırlamalıyız. Zira önümüzde Ar-Ge ve inovatif kapasitemizi ve iş gücü yeteneklerimizi geliştirmek için kullanabileceğimiz, uzun vadede küresel ekonomide ciddi bir sıçrama yapabileceğimiz bir fırsat alanı bulunuyor. 2021 yılında Türkiye ekonomisinin yeniden büyüme dönemine gireceğine inanıyoruz.

Kaynak: Dünya Gazetesi İzmir Eki, Mart 2021