ADALET VE MERHAMET EKSENLİ TÜRKİYE | Bilal Saygılı Blog

ADALET VE MERHAMET EKSENLİ TÜRKİYE

Dünyada önümüzdeki yüzyılı etkileyecek büyük güncellemelerin ve dönüşümlerin yaşandığı bir süreçten geçmekteyiz. 2019’un sonunda Çin’de başlayan ve giderek dünyanın pek çok coğrafyasında hızla yayılan Koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla tüm dünyada köklü değişimlerin yaşanacağı yeni bir döneme girildi. Bu süreçte salgın sonrası yeniden şekillenecek dünyanın oyun kurucu ülkelerinden biri Türkiye olacak.

Koronavirüsün ortaya çıkardığı sarsıcı ekonomik şok ve bu şokun etkisi ile karşılaştığımız tablo, son yüzyılın en önemli gelişmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekonomi otoritelerince 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana, aynı anda hem insan hayatını hem de ekonomiyi böylesine tehdit eden küresel çaplı bir kriz yaşamadık.

ÜLKEMİZ GIPTA EDİLECEK BİR DURUŞ SERGİLEDİ

Kovid-19 pandemisi, daha önce yaşanan birçok hadiseden farklı olarak küresel düzende önemli dönüşümlere ve hatta kırılmalara sebebiyet verebilir, belki de yeni bir sisteme kapı aralayabilir. Öngörülmesi zor olan bir süreçten geçmekteyiz. Küresel dayanışmanın gittikçe zayıfladığını ve her ülkenin kendi problemleriyle baş başa kaldığını görüyoruz.

Türkiye’nin bu süreçten olumsuz etkilenmemesini beklemek doğru değil. Ancak gelişen ve kendini güncelleyen dünyanın oyun kurucusu Türkiye, ‘adalet ve merhamet’ ekseninde uyguladığı iç ve dış politikalar ile diğer birçok ülkeden daha az zararla bu süreci atlatabilecektir. Koronavirüs salgınının etkilerinin devam ettiği süreçte Türkiye, güçlü sağlık alt yapısının sunduğu avantajlarının yanı sıra, hem vatandaşlarına verdiği kapsamlı ekonomik ve sosyal destek paketleriyle hem de dünyanın birçok ülkesine gönderdiği yardımlarla bu zorlu sınavı başarıyla geçti. Kendi medeniyet değerlerinden beslenen özgün bir duruş sergiledi.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” (Buhârî, Mağâzî, 35) tavsiyesine uygun şekilde devletimiz salgın sürecinde 125’in üzerinde ülkeye sağlık yardımında bulundu. Türk milletinin diğerkamlığını ve yardımseverliğini hiçbir ayrım yapmadan tüm insanların istifadesine sundu.

HER KRİZ AYNI ZAMANDA BİR FIRSATTIR

Gelişmeler ve işaretler salgın sonrası yeniden yapılanacak küresel ekonomide ülkemizin çok avantajlı bir konuma oturacağını göstermektedir. Türkiye ekonomisinin fırsat ve tehditleri çok iyi tespit ederek, güçlü ve istikrarlı yapısı sayesinde, diğer ekonomilerden pozitif olarak ayrışabilir. Nitekim 2020 yılının ilk çeyreğinde ABD yüzde 4,8, Çin yüzde 6,8, Fransa 5,8 daralırken Türkiye yüzde 4,5 oranındaki büyüme ile bu tablodan pozitif olarak ayrışmayı başardı. (OECD raporuna göre, Türkiye, mevsimsellikten arındırılmış olarak ilk çeyrekte yıllık bazda yüzde 4,4 ile G20 ülkeleri içinde en fazla ekonomik büyüme elde eden ülke olarak kayıtlara geçti.)

Dünya Bankası, Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu’nun Haziran 2020 sayısında yeni tip Koronavirüs salgınının, küresel ekonomiyi İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en derin ekonomik durgunluğa soktuğunu belirterek, küresel ekonominin bu yıl %5,2 daralacağı, 2021’de %4,2 büyüyeceği; Türkiye ekonomisinin ise 2020’de %3,8 daraldıktan sonra 2021’de %5 büyüyeceği tahmininde bulundu.

Türkiye’nin de üyesi olduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Haziran ayı “Ekonomik Görünüm” raporunda 2020 yılında dünya ekonomisinin %6 daralacağı, 2021’de %5,2 büyüyeceği; Türkiye ekonomisinin bu yıl %4,8 daralacağı, 2021’de %4,3 büyüyeceği öngörüsünde bulunarak salgın nedeniyle son 100 yılın en büyük ekonomik krizinin yaşandığını belirtti. Özetle ifade etmemiz gerekirse; Dünya Bankası, IMF ve OECD’nin son raporlarındaki öngörülerde, Kovid-19 nedeniyle dünyanın bütün ekonomilerinde bu yıl daralma yaşanacağı ve 2021 yılında ise bütün dünyada bir büyüme beklendiğini söyleyebiliriz.

Söz konusu tahminler üzerinden değerlendirdiğimizde, küresel ekonomide salgın öncesi seviyelere ulaşmanın uzun zaman alacağı ve krizin yaşam standartları, işsizlik ve yatırımlar üzerinde uzun vadeli olumsuz etkileri olacağı tahmin edilmektedir. Ülkemiz için ikinci çeyrek bir parça sıkıntılı gözükse de sonrasının aydınlık olacağından ümitliyiz. Dünyayı sarsan derin bir krizle karşı karşıyayız ve unutmayalım, her kriz aynı zamanda bir fırsattır. Orta vadede krizin ortaya çıkaracağı olumsuzlukları fırsata çevirebiliriz. Çin ile rekabet edilen ihracat kalemlerinde ülkemizin avantajlı bir konuma geleceğini düşünüyoruz. Gıda ve tarımdaki gücümüzü genişleterek, yerli ve milli teknoloji hamlesi ile katma değeri yüksek üretimi gerçekleştirdiğimizde Türkiye’nin önünde duracak güç yoktur.

Kovid-19 sonrası süreçte gördük ki dijitale yatırım yapan firmalar avantajlı bir konuma yükseldi. E-ticaret siteleri ve kargo şirketleri ekonominin taşıyıcı unsurları oldu. Türkiye güvenli üretim zinciri algısı ile dünyanın yeni tedarik noktası haline geldi ve Türkiye’nin salgın krizini yönetmedeki başarısı herkesin ilgisini çekti. Özellikle gıda, tarım ve turizm alanlarında Türkiye, rakiplerine nazaran daha avantajlı bir konumdadır.

Dönüşümün arifesinde olduğu bu günlerde MÜSİAD Genel Başkanımız Abdurrahman Kaan’ın vurguladığı “Paranın gücünü ülkenin üretim gücü belirler” mottosu ile ülkemizin üretim gücünü arttırmaya odaklanmalıyız. Aynı zamanda yeni normale azami dikkat ederek, üretim çarklarında hijyenik ortamı oluşturmalıyız. Pandemi sonrası kalıcı ezber değişimlerine hazırlıklı olmalı ve yeni hedeflere odaklanmalıyız.

DEĞİŞİMLER KARŞISINDA DOĞRU REFLEKSLER VEREBİLMELİYİZ

Koronavirüs salgını sonrasındaki dünyada saflar yeniden belirlenecek, ekonomik ve siyasi ilişkiler yeniden tesis edilecek. 2020 yılı, değişimler karşısında doğru refleksleri hızlı bir şekilde verebilmenin de sınanacağı bir yıl olacak.

Var olan tablo “yeni dünya düzeni kuruluyor” klişesini doğrulamıyor. Görünen o ki küresel nizam enstrümanını değiştirmekte, dijital bir düzen inşa etmek için kapitalizmi güncellemekte ve yeniden tanımlamaktadır. Dünya ekonomisi doğuya doğru kaydığı ve üretim üslerinin el değiştirdiği bir düzlemde finans teknikleri, alışveriş şekilleri de değişmektedir. Ülkeler artık dolarla alışverişi terk ederek kendi para birimleri üzerinden ticaret yapmaktadır.

Dijital dünyada big data, kripto para, blockchain teknolojileri yaygınlaşarak yapay zeka ile yeni fırsatlar ve tehditler oluşacak. Otomasyon sistemleri, Endüstri 4.0 uygulamaları, robotlar,  5G teknolojisi, e-ticaret, Blokchain uygulamaları ile dijital platformlar yaygınlaşacak. Bu gelişmelere bakarak iş yapış şekillerimizin değişebileceğini öngörmek zor değil. İhtiyaç duyulacak iş nitelikleri de değişecek; inovatif düşünme, karmaşık problem çözümü, eleştirel bakış, bilişsel esneklik, duygusal zeka gibi bugün daha az kullanılan alanları daha çok kullanmamız gerekecek. Katma değeri düşük iş kolları yok olacak ve yeni iş alanları oluşacak.

MÜSİAD ‘İNSANİ FİNANS’ MODELİ

Dünya dijitalleşirken, MÜSİAD’ın pandemiden çok önce dünya sistemine alternatif olarak ortaya koyduğu ‘İnsani Finans’ anlayışını, ekonomimizi yeniden dizayn ederken dikkate almamız faydalı olacaktır. Para ve faiz odaklı bir finansal sistem yerine insana, üretime, katma değere dayanan ‘İnsani Finans’ felsefesi, yeni dünyanın içinde bulunduğu kısır döngüyü parçalayarak kaynakların üretime ve refaha yönelmesinin anahtarı olabilir.

‘İnsani Finans’ modelin merkezine üretimi koyar, üretime dayalı ekonomik modeli destekler, paradan para kazanmaz. ‘İnsani Finans’, topladığı kaynağı başka insanların hayatında bir fark oluşturmak için kullandığı gibi kredi verirken de seçicidir. Yatırım yaparken insani ve ahlaki kriterleri göz önünde bulundurur. Bu model insanın para için değil, paranın insan için çalışmasını hedefler. MÜSİAD bu amaçla insanların zihninde yeni ufuklar açarak ortaya koyduğu projelerle onlara somut öneriler sunmakta ve bu projeleri hayata geçirmektedir.

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde düzenlenen “12. Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Konferansı”’nda Abdurrahman Kaan Başkanımız “İnsani olan her şey İslamîdir. İslamî olan her şey insana hizmet eder.” şeklindeki ‘İnsani Finans’ anlayışının çerçevesini çizmiş ve gelecekte İslamî finansın hayati bir unsur olacağını ifade etmişti. Aynı konferansa katılan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, sadece faize ve ne olursa olsun kazanma hırsına dayalı dünya ekonomik sistemin açmazlarını işaret ederek şunları ifade etti: “Mevcut çarpık yapının alternatifi insanı merkeze alan, emeği yücelten, haksız kazanca müsaade etmeyen İslamî ekonomi ve finans modelidir. Geleceğin dünyasından faize ve sömürüye dayalı mevcut ekonomik sistemin yerini risk paylaşımının esas olduğu katılımcılığa bırakacağına inanıyorum.” Ayrıca Cumhurbaşkanımız, İstanbul’u İslami finans ve ekonominin merkezi yapma hedefini de önümüze koydu.

TÜRKİYE YENİ BİR KURUCU ROL ÜSTLENMELİDİR

Türkiye, Koronavirüs sürecinde sağlıkta gösterdiği başarıyla birlikte beraberinde Suriye, Irak, Doğu Akdeniz ve Libya’daki sömürgeci küresel güçleri şaşkına uğratmaya devam etmektedir. Türkiye bu olumlu imajıyla bölgesinde ve ümmet coğrafyasında güçlü rol model ülkedir. Bu süreçte Türkiye ‘adalet ve merhamet’ ekseninde 125’in üzerinde ülkeye yaptığı yardımlar ile marka değerini yükseltti. Bu sayede yerli ve milli ürünlerin talep görmesi, ihracatının artması gibi pozitif dönüşümler yaşandı ve yaşanmaya devam etmektedir.

Biz inanıyoruz ki Türkiye’nin birikim ve potansiyeli tüm insanlığı, özellikle İslam dünyasını küresel kapitalist düzenin elinden kurtarabilecek, bu oyunu bozabilecek ve yeni bir oyun kurucu rol üstlenebilecek güçtedir. Ülkemiz Korona sonrası süreçte üretim-ticaret-yatırım senkronizasyonu içinde dünyanın cazibe merkezi olabilecek bilgi, birikim ve ortama sahiptir.

MÜSİAD ailesi olarak biz de iş hayatının içerisinde milletimize hizmet yolunda durmadan, dinlenmeden tüm imkânlarımızı seferber ederek çalışmaya devam edeceğiz.

Kaynak: MÜSİAD İzmir Dergisi, 2. Sayısı